İran Şehit Fahrizade’nin intikamı için ne yapmalı?

Per, 10/12/2020 - 15:51

Doğu Asya uzmanı Sadullah Zarii, İran’ın nükleer bilimci Şehit Fahrizade suikastına yönelik yanıtı için yapılması gerekenlerle yapılmaması gerekenleri ele aldı.

Welayet News Bölgedeki son gelişmeler, İran’ın İbrani-Arabi-Garbi (İsrail-Arap-Batı) cephesine karşı üstünlüğünün maliyetli olduğunu, emperyalizm ve onun Batı Asya’daki uzantılarının ülkemizle yüzleşemediğini ve bu nedenle de en ilkel düşmanlık yöntemlerine, yani terör ve suikast yöntemlerine yöneldiklerini göstermektedir.

Kasım’ın 7’sinde ülkemizin bir diğer nükleer bilim adamı, Demavend’e bağlı Abserd bölgesinde yapılan karmaşık bir terör eylemi sonucunda şehit düştü. Daha önce Netanyahu’nun Mossad terör listesindeki hedef isimlerden biri olarak andığı Fahrizade, yıllarca süren mücadeleden sonra nihayet şehit edildi ve ‘ülkenin nükleer biliminin Kasım Süleymanisi’ lakabını aldı.

Ülkenin seçkin bilim adamlarından sayılan Savunma Bakanlığına Bağlı Araştırma ve İnovasyon Kurumu Başkanı Şehit Fahrizade’ye alçakça ve namertçe yapılan bu suikast, uğursuz emellerini ve planlarını gerçekleştirmek için bilim adamlarına, bilimsel şahsiyetlere suikast yapıp şehit den bu milletin ve nizamın düşmanlarının husumetini ve hebasetini bir kez daha açığa çıkardı.

Bu suikastın iç güvenlik üzerindeki etkisini ve rolünü irdelemek için Batı Asya bölgesi uzmanı ve uluslararası analist Sadullah Zarii ile bir söyleşi yaptık. Darbeye karşı darbeyi bir ilke olarak değerlendiren Zarii, acil ve etkili intikamın önemine vurgu yaptı.

Şehit Fahrizade’nin şahsiyetini ve ona yönelik suikastın boyutlarını ve kökenlerini biraz açar mısınız?

Zarii: İsraillilerle aramızda şöyle bir ideolojik farklılık var; biz İslam Cumhuriyeti, İslam, İran ve direniş cephesi olarak olayların süreçsel, toplumsal ve dinamik olduğuna ve gelişmelerin tek bir faktörün değil, çok çeşitli faktörlerin, etkileşimlerin neticesinde ortaya çıktığına inanıyoruz.

Bu yüzden olgulara ve sorunlara yaklaşırken süreçsel bir bakışla yaklaşırız ve kapsamlı bir sosyal analize tabi tutarız. Biz hiçbir zaman, Trump olmazsa Amerikan politikasının değişeceğini demeyiz. Biden gelirse Amerikan politikasının değişeceğini asla söylemeyiz.

Bize göre, Amerika bir süreçtir ve Obama, Trump ve Biden ise her biri bir unsur olarak bu süreçte bir rol oynuyor. İsrailliler, ister Yahudi zihniyeti açısından ister siyasi deneyimleri açısından olsun, gelişmeleri tek faktörlü görüyorlar. Unsurlar kümesinden bir unsur tasfiye edilirse, o fenomenin gerçekleşmeyeceğine inanıyorlar.

İsrail'in İran'daki eçlisinin İslam İnkılabı’nı başarısız kılma hikayesi         

O nedenle pusuya yatma ve unsurları vurmaya odaklıdırlar ve ortaya çıkarıldıkları bu 72 yıllık uğursuz dönem boyunca her zaman bu meselenin altını çizmişlerdir ve suikastlerle gelişmelerin vuku bulmasını önleme ve gelişmeleri yönetme çabası içinde olmuşlardır.

Nitekim İslam İnkılabı karşısında da aynı şeylerden söz ediyorlardı. İsrail’in Tahran’daki gizli elçiliğinden ele geçen belgelere göre, İsrail’in Tahran elçisi, General Huyser’e (Amerika'nın o dönemki Tahran elçisi), İmam Humeyni'nin (r.a) kaçırılması yoluyla İran İnkılabı’nı bitirmeyi tavsiye etmişti. Bu öneri karşısında şaşıran Huyser, ne demek istiyorsun deyince İsrail elçisi, eğer Ayetullah Humeyni’nin (r.a) uçağını Tahran hava sahasında başka bir yöne hareket ettirerek kontrol edip yönetirseniz, örneğin Kiş Adası’na götürürseniz inkılabın işinin biteceğini söylüyor. Bu tavsiye ciddiye alınır fakat yaşanan olaylar durumun kontrolünü Huyser’in elinden çıkartır ve İsrail’in İmam’ı kaçırmaya yönelik bu yöntemi sonuçsuz kalır.

İsrail’in direniş cephesine ve İran’a bakış açısı nasıl bir bakış açısı ki, bir suikast ile, mesela bu cephenin hedefe ulaşmamasında bir başarı elde edeceğini sanıyor?

Zarii: İsraillilerin bakışı şöyle bir temele dayanıyor; diyorlar ki, İran’ın nükleer sanayisinin iki, üç veya dört tane saç ayağı var, eğer biz bu ayakları vurursak İran'ın nükleer sanayisi çökecektir ve bizim de sorunumuz hal olacaktır. Bu nedenle terör ve suikast yöntemlerine baş vurdular.

Siyonist rejimin teorisi suikast üzerine kuruludur

Örneğin Lübnan Hizbullah’ı macerasında analizleri, Seyyid Abbas Musevi’yi vurursak Lübnan direnişinin ciddi anlamda zarar göreceği yönündeydi ancak öyle olmadı ama aynı zamanda onların teorisini de değiştirmedi. Yani, hedeflerimize ulaşabilmek ya da düşmanlarımızın kendi hedefine ulaşmasına engel olabilmek için etkili isimleri vurmalıyız teorisi İsrail’de hala yerinde duruyor.

Yüce insan Şehit Serdar Fahrizade’nin nükleer meselesindeki rolünün ne denli önemli olduğu açıktır. Nitekim, özel bir şekilde hem Birleşmiş Milletler’in yaptırım listesinde hem İsraillilerin listesinde adının yer almış olması ender örneklerden olacak ki, Netanyahu’nun bizzat kendisi BM Genel Kurulu’nda Şehit Fahrizade’nin adından söz etti ve ismi hem CIA suikast listesinde hem bazı bölgesel teşkilatların listesinde yer almıştır. Bu, Şehit Fahrizade’nin bilimsel dosyamızdaki dikkate değer seçkin konumunu göstermektedir.

Şehadet, Sayın Fahrizade gibi bir şahsiyet için bir arzuydu

Tabi bazıları, neden Sayın Fahrizade şehit oldu, neden bu eyleme engel olmadılar diye soruyorlar. Bu büyük şehidin suikastının engellenmesi mümkün müydü değil miydi? Acaba bir ihmal oluş mu olmamış mı! Ben bu uğursuz tartışmaya girmek istemiyorum. Ancak konuya Şehit Fahrizade’nin bakış açısından bakmak istiyorum. Fahrizade’ye, daha dikkatli, daha ihtiyatlı olun, habersiz bir yerlere gitmeleri azaltın diyorlardı ama bunlar onun için anlamsızdır, zira bu işleri şehit olmamak için yapacaktı. Şehadet, Sayın Fahrizade gibi bir şahsiyet için bir dilekti.

İlk bakışta, onlara kendilerine koruma şartlarına uymayı tavsiye etmekle şehadete olan aşkları arasında bir çelişki olabilir mi?

Zarii: Evet, kendisini daha fazla korumak için yapılan tavsiyelerle onun şehadete yönelik deruni eğilimleri arasında bir çelişki vardır. Nitekim aynı durum, Şehit İmad Muğniye ve Şehit Kasım Süleymani için geçerlidir. Bu, dışardan bireye yapılan tavsiye ve bireyin iç dünyasından şehadete olan ferdi eğilimleri arasındaki çelişkidir.

Birinin akıldan, diğerinin aşk ve gönülden kaynaklandığı bu iki durum arasındaki çelişki ve çatışmada genellikle aşk akla galip gelir ve nihayetinde bu kişilerin şehadet arzusu mukadder olur.

İsrail doktrininde suikast ve adam kaçırma geçmişi nereye dayanıyor?

Zarii: Siyonizmin tarihine baktığımızda, İsraillilerin 29 Ağustos 1897’de İsviçre'de yapılan Basel Konferansı’nden itibaren işe başladıklarını görüyoruz. 16. ve 17. yüzyıllardan beri Yahudilerin esasen bir toprağa sahip olma ve Filistinlilere hakim olma gibi kökleri eskiye uzanan bir arzunun peşinde olduklarını bir kenara bırakıyoruz. Ancak bu hedefe ulaşma hamleleri bu konferansa kadar uzanıyor.

O zamandan beri, Yahudiler, bölgeye hakim olan İngilizlerle diyalog ve teamül geliştirmek suretiyle Yahudilerin Filistin'e taşınması için bir ortam oluşturma peşinde olmuşlardır. Fakat bu kararın gerçekleşmesinin önünde iki sorun vardı. Birincisi, Yahudilerin kendi sorunuydu; sonuçta çeşitli ülkelerde yaşayan birçok Yahudi için mevcut yaşantılarından el çektikleri durumda nasıl bir yazgı ile karşılaşacakları pek net değildi. Bu yüzden Theodor Herzl liderliğinde izlenen siyonist grubun bu fikri, ilk başta Yahudiler tarafından olumlu karşılanmadı.

Mossad, Stern ve Hagana’nın devamıdır  

İkinci sorun da şuydu: Yahudiler Filistin'e gitmek isteseydi nerede kalacaklardı. Eğer Müslüman Arapların arasına gidecek olsaydılar sorun yaşayacaklardı ve birkaç gün misafir olmak için de değil, yıllarca bu bölgede yaşamak için geleceklerdi.

İsrail'in terör modeli buradan mı başladı?

Zarii: Herzl gibi Yahudi devletini kurmayı savunan teorisyenler oturup bir model ve formül üzerinde birleştiler ki o da terör modeli idi. Dediler ki, saldırı ve bombalama eylemleri yaparak öyle bir iş çıkaracağız ki hem Avrupa’daki Yahudi kendini tehdit altında olduğunu hissedecek ve Filistin'e göç etmeye teşvik edilecek hem Filistin’deki Arap halkı direnmesi halinde terör saldırıları ile karşılaşacağını fark edecektir. Bu nedenle, Stern ve Hagana gibi suikast timleri Basel Konferansı’nı düzenleyen liderler tarafından kuruldu.

Mossad’ın kuruluşu da aynı mevzuya mı dayanıyor?

Zarii: Bugün Mossad aslında Stern ve Hagana deneyiminin devamıdır ve bu teşkilat, Siyonizmin kuruluşundan sonra ortaya çıkmış bir teşkilat değildir. İlk Yahudi grubunun Avrupa’dan Filistin’e hareket ettiği 1905 yılından beri ve Balfour Deklarasyonu’ndan önce ortaya çıkmıştır. Zira bu deklarasyon 1917’de olmuştur ama bunlar 1905’ten itibaren göçmen grupları Filistin’e gönderdiler. Stern ve Hagana daha o zamandan aktiflerdi ve sonra kendilerini büyüterek suikastla, terör eylemleriyle korku ortamını icat edip kendilerine yer açabildiler.

Neden bu eylemleri yapıyorlar? Bakış açıları şudur; ortamı emniyetsiz hale getirmeliyiz zira insanlar güvensiz ortamda muhasebe yapmaya başlarlar. Bu, Yahudilerin kendilerinin de aşina olduğu bir şey. Refah ve korku, kendilerinde ters yönde işleyen iki unsurdur. Ve bunu genelleştirerek İran’da sirayet ettiyorlar. Siyonistlere göre, Fahrizadelerin, Şehryarilerin öldürülmesi İslam Cumhuriyeti’nin, İranlı elit çevrelerin ve İran halkının, direniş yolunu sürdürmemiz değer mi yoksa geri mi dönmeliyiz gibi bir  toparlama yapmasına neden olacaktır. Siyonistlerin bakış açısından, bu toparlamadan geri dönme sonucu çıkacaktır ancak İranlıların bakış açısından geri dönme söz konusu değildir.

İslam toplumunda korkunun bir anlamı yoktur

Bu suikastın gerisindeki düşünce şudur: Siyonistler, İranlıların şu anda kendi kendine ‘bu yol maliyetlidir, bedeli ağırdır, tehlikedir, heybet kırıcıdır ve bu suikastlerle İslam Cumhuriyeti’nin itibarını götürmektedir’ dediğini ve ‘tam da burada İran'a darbe vurabiliriz; karşı tarafı konu hakkında yeni bir toparlama yaparak yeni bir sonuca ulaşma ve bu yeni sonuca göre hareket etme zorunda bırakmak suretiyle bizi göz önünde tutmasını, hesaba almasını ve İsrail'in sahasına girmemesini sağlayabiliriz’ diye düşünüyorlar. Konuya dair algıları budur ancak büyük hata yapıyorlar, o ideolojilerinde büyük bir sorun var.

İslam toplumunda, Müslüman bir grupta korku ve harisliğin bir anlamı yoktur. Şehadet, direniş, kıyamete ve Allah Teala’ya iman etmek adında bir mevzu vardır. Bu bizim durumumuzu farklı kılıyor ve suikastlerle İran’ı yeni bir sonuca ulaşmasını sağlarız şeklindeki tasavvurlarının aksine, bizi seçtiğimiz yolda daha da kararlı kılıyor, imanımızı artıyor. Zira ‘ters burhan’ın gereği olarak, bir şey düşmanı hassaslaştırıyorsa bu, o şeyin önemli olduğuna delalet eder. O halde daha çok o şeyin farkında olmalıyız ve ona doğru yol almalıyız.

Devamı gelecek..

Çeviri:Mehmet Gönül

Welayet News 



Yeni yorum ekle